Eğitim ve İntihar

By | 20 Nisan 2026

Gaziantep Üniversitesi Adıyaman Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hacı Duran, Adıyaman’da dersleri kötü olan ve sınavı kazanamayacağını düşünerek intihara kadar giden öğrencilerin durumundan haraket ederek, üniversiteye hazırlanma ve eğitimdeki sorunları yorumluyor.

Eğitimi olumsuz bir kavramla yani intihar kavramı ile birlikte ele almak mevcut bilimsel paradigmaya ve genel anlayışa göre doğru değil. Ancak, geçen Şubat ayında, “Anladım ki artık yaşamayacağım. Derslerim çok kötü ve sınavı kazanamayacağım… sizden son isteğim beni mezarımda rahat bırakmanız. Hepinizi çok seviyorum. Beni affedin” yazılı notu bırakarak intihar eden Adıyaman Fevzi Çakmak Lisesi öğrencisi, Abdurrahman Taştan’ın durumu, sorunun ciddiyetini ortaya koymaktadır. 

Adıyaman’da yine bu yıl iki kız öğrencimiz “sınavım kötü geçti” diyerek intihar teşebbüsünde bulunmuştur. Taştan’ın ve iki kız öğrencimizin teşebbüslerini onların kişiliğine bağlamak yanlıştır. Çünkü intihar girişimleri sosyal, kültürel, ekonomik ve çevresel şartlarla ilgili olabilir. 

Sadece Adıyaman değil

Bunlar sadece resmi sağlık ve güvenlik kuruluşlarına yansıyan vakıalardan birkaç tanesi. Adıyaman’da sınavlara hazırlanma sürecinde gençlerin ve çocukların karşı karşıya kaldıkları bunalımlar halk arasında çok sık konuşuluyor. 

Adıyaman’ı anlatıyorum ama bu sorunun sadece Adıyaman’ı ilgilendirdiğini düşünmüyorum. 

Sorunu, Adıyaman’ın sosyal yapısında meydana gelen değişmelerde; eğitimin geleneksel okul eğitimi imajından ayrılmasında ve disiplini, düzeni, hiyerarşiyi, eşitlemeyi, belli kalıplarla düşünmeyi prensip haline getiren eğitim anlayışında aramak lazım. 

Adıyaman’ın sosyal yapısında son yıllarda önemli değişmeler oldu. Köyden şehire göç, geleneksel geçinme yollarının kapanması ve şehir ortamına ait istihdam imkanlarının, geçinmenin tek umudu haline gelmesi bu değişmenin başlıcaları. 

Değişen sosyal yapı

Bu değişimler çok kısa bir sürede gerçekleşti. Şehir ortamına ait istihdam ve geçinme imkanlarına kavuşmanın biricik yolu ise üniversitede okumak olarak algılanmakta. 

Bu yüzden aileler, cazibesi gittikçe azalan tütünden ve benzeri tarım işlerinden elde ettikleri cüzi gelirleri çocuklarının üniversiteye hazırlanma eğitimine ayırmakta. 

Ailenin sosyal statüsü

“Ben dilenerek çocuklarımın dershane parasını karşılarım; yeter ki çocuklarım çalışsın, üniversiteye girmeye hak kazansın” diyen öğrenci velilerinin sayısı çok fazladır. 

Aileler toplumsal statülerini ve gelecekteki konumlarını geleneksel değerlere ve arazilerine değil çocuklarının üniversiteye girebilmesine bağlıyorlar. 

Çocuklar ailenin gelecekteki ekonomik varlığının ve sosyal statüsünün nesneleri olarak güdülenmektedir.

Daha önce tohum alımı, tarla bakımı ve sulama işlemleri için borçlanan aileler şimdi çocuklarını üniversiteye hazırlayan kurslar için borçlanıyorlar. Bu durum çocukların geleceğini ekonomik bir metaya dönüştürüyor.

Eğitimin insan doğasına aykırı bir değer haline gelmiş olmasının sendromunu yaşıyoruz. Üniversiteye hazırlanma sürecinde gençlerimizde ortaya çıkan sağlık sorunlarının ve intihar sendromlarının arka planında eğitimin ekonomik bir araca dönüşmüş olmasını görmek lazım.

Okulda elde edilecek statülerin her halükarda gelecekte ekonomik, siyasi ve sosyal imkanları beraberinde getireceği varsayılıyor. Bundan dolayı okul eğitimine duyulan talep her gün daha çok artıyor. 

Bu amaçla üniversiteye hazırlık dershanelerine, özel okullara ve özel ders veren hocalara çocuklarını gönderiyorlar. Sonuçta her gün daha çok insan ekonomik varlıkları ile birlikte okul eğitimi sektörüne doğrudan ve dolaylı olarak katılıyor.

Disiplin ve hiyerarşi

Disiplinin, hiyerarşinin ve sunulana bağlı kalmanın hakim olduğu bir ortamda yaratıcı düşüncenin, hayatı bireye özgü kavramlarla algılamanın ve farklı yaşam biçimlerinin olabilmesi mümkün değildir. 

Halbuki bunlar insanları hayata bağlayan en önemli değerler. 

Okul eğitimi uygulamaları insanları hayata bağlayan bu değerleri, tatbik ettiği hiyerarşik yapı, elemeye dayalı sınav sistemi ve uygulamaya çalıştığı disipliner düşünme biçimleri ile köreltmektedir. 

Bundan dolayı elemelerde başarılı olamayan öğrenciler farklı yaşam alanlarını keşfedemiyorlar; azap çekiyorlar. 

Sonuçta bir dizi intihar, intihara teşebbüs ve ruhsal davranış bozuklukları ortaya çıkıyor.

Taştan’ın intiharı sadece onun ailesini, onun okuduğu okulu ilgilendiren ve onları üzüntüye sevk eden bir olay değildir. 

Bu süreci yaşayan bütün annelerin, babaların, öğretmenlerin, okulların ve ülkemizin sorunudur

Milliyet Gazetesi 07.09.2000 

https://www.milliyet.com.tr/the-others/egitim-ve-intihar-5306515#
Paylaş: